SUNAY AKIN’IN “NASILSIN?” SORUSUNA VERDİĞİ ENTERESAN CEVAP


 Mesut Yar‘ın sunuculuğunu yaptığı “Burada Laf Çok” programına katılan Sunay Akın, Mesut Yar‘ın sorduğu “Nasılsın?” sorusuna verdiği hikayeleştirilmiş cevabı ile insanların yüzünde bir tebessüm oluşturdu. Günlük hayatta sürekli aşina olduğumuz bu soru, Sunay Akın‘a sorulduğu zaman kısa bir cevap vermesini tabii ki bekleyemezdik. Şimdi hep birlikte Sunay Akın‘ın “Nasılsın?”sorusuna karşılık anlattığı öyküye geçmeden önce Sunay Akın‘ı kısaca tanıyalım.

Image result for sunay akın ilhan şeşen
Şükrü Sunay Akın

Asıl adı Şükrü Sunay Akın‘dır. 12 Eylül 1962 yılında Trabzon’da doğdu. Şair, yazar, gazeteci ve araştırmacı kimliğiyle tanınan Sunay Akın; yumuşak bir ses tonuyla günlük yaşamdan ilginç ayrıntılar veya şaşırtıcı karşılaştırmaları ile olayları harmanlayıp, lirik bir dil kullanarak adeta bir cambaz gibi  kelimelerle oynayarak insanlara sunuyor. 11 yıl boyunca dünyanın dört bir yanından toparladığı oyuncaklarla, yıllardır hayalini kurduğu Oyuncak Müzesi’ni de 23 Nisan 2005 tarihinde İstanbul’da açmıştır.

 

Sunay Akın‘ı da kısaca tanıdığımıza göre artık “Nasılsın?”sorusuna verdiği enteresan cevaba geçebiliriz. Mesut Yar, Burada Laf Çok adlı talk show programına konuk aldığı kişilere sorular yöneltip verdikleri cevaplar ile programın akışını sağlardı. Program konuğu olan Sunay Akın için de elbette soru hazırlamıştı. Her zaman hazırladığı uzun soruların aksine Sunay Akın’a tek kelimelik bir soru sormayı tercih etti. Çünkü Sunay Akın‘a soracağı tek kelimelik soruya vereceği cevabın tüm programı bitirecek kadar uzun süreceğini şaka ile karışık bir şekilde dile getirir ve o beklenen soru gelir.

“Sunay abi nasılsın?”

Çok, çok, çok güzel bir öykü bu. Orta Amerika’da bir ülkede darbe oluyor. Bütün şairler, yazarlar, sanatçılar, bilim adamları ve öğretmenler içeri. Görüş yok. İki hafta, üç hafta, altı ay, bir yıl. Dünyadaki bütün hukuk örgütleri ve demokrat örgütler araya giriyorlar.

“İnsanları içeriye attınız dört duvar arasına. Bari hiç değilse bir seferlik bir görüş günü düzenleyin. Sevdikleriyle görüşsünler.”

Geri adım atıyor darbeciler.

“Peki”diyorlar ve dönüyorlar bütün tutuklulara;

“Bir kişi, ailenizden bir kişi gelebilir, sadece bir kişi. Kim gelsin istiyorsanız adını yazın.”

Bir şair, kızının adını yazıyor. Kızı, yedi yaşındaydı o dört duvar arasına konulduğunda. Aradan bir yıl geçti sekiz yaşındadır. Kızını görmek istiyor.

Bir kapalı spor salonu, ortada masa, masanın bir yanında; tutuklular, şairler, yazarlar, tiyatrocular, bilim adamları, öğretmenler.. Herkesin  gözü kapıda çünkü görüşmeciler içeriye giriyor. Herkes sevdiğini bekliyor. Bakıyor herkes… Hah! Kızı geldi. Bir yıl geçmiş aradan. Daha da güzelleşmiş, büyümüş. Kızın elinde bir kağıt. Tam babasına doğru gidecekken kapıdaki görevli;

“Dur! Nedir o elindeki?”

“Siz babamı buraya koymadan önce ben okula hazırlanıyordum. Babam bana defterler, kitaplar ve boya kalemleri almıştı. Ben o boya kalemleriyle babama bir resim yaptım.”

“Ne resmi?”

“Kuş”

Görevlinin önünde bir defter. Açıyor bakıyor hah! Kuş resmi içeri giremez yasak. Alıyor kızın elindeki resmi yırtıyor.

“Hadi şimdi git babana.”

Çocuk gözyaşları içinde oturuyor babasının karşısına.

“Babacım, resim yapmıştım sana kuş…”

“Kızım ağlama, üzülme.”

“Baba yırttılar.”

“Üzülme kızım, üzülme…”

Görüş bitti. Herkes dışarı.

Beş dakika karşısında oturdu kızı. O da gözyaşları içinde. Niye? Kuş resmi yapmış, kuş resmi de içeriye giremiyor. Aradan bir yıl daha geçiyor. Yine bir görüş günü. Herkes bir kişinin adını yazacak. Şair kızının adını yazıyor. Bakıyor, yine aynı yer; kapalı spor salonu. Bütün düşüncesinden dolayı aydınlar herkes içerde, gözü kapıda. Kızı, daha da büyümüş. Elinde yine bir kağıt. Görevli orada;

“Dur! Nedir elindeki?”

“Geçen yıl geldiğimde babama bir kuş resmi yapmıştım, yırttınız. Başka bir resim yaptım.”

“Ne resmi?”

“Ağaç.”

“Dur bakalım.” Açıyor görevli kara kaplı kitabını. İçeriye girmesi yasak olanların listesini çeviriyor, çeviriyor çeviriyor… bakıyor.. ağaç resmi yok.

“Bir dakika soracağım.” Bir telefon açıyor.

“Sayın amirim, burada bir kız çocuğu var. İçeriye ağaç resmi sokmak istiyor… Evet efendim… Ama nasıl olur efendim!? Ağaç bu dalları var, yaprakları var,gölgesi var… Peki efendim. Ağaç resmi yasak değilmiş, geç içeri.”

Kız çocuk koşarak gidiyor babasının yanına. Şair mutlu çünkü iki yıl sonra kızını ilk kez karşısında gülerken görüyor.

“Babacım bak sana resim getirdim.” Şair alıyor kağıdı.

“Aa, ne güzel ağaç resmi bu.”

“Evet babacım senin için yaptım.”

“Ne güzel bir ağaç bu! Ne güzel bir ağaç. Dallarında meyveleri, bunlar ne meyvesi?”

Kız usulca sokuluyor babasına.

“Şşş baba. Ne meyvesi? Onlar kuşlar. Ağacın dallarına gizledim, gözleriyle sana bakıyorlar.”

Nasıl mıyım?

Her zaman,  bütün yasaklara rağmen bir tek kuş resminin içeriye girmesi yasak olan o mekana, sanatın gücü ile  koskoca bir kuş sürüsünü sokuyor ya o kız çocuğu işte öyleyim. Çünkü sanat var oldukça, aydınlanma var oldukça karanlığa her zaman ışık taşınacaktır.

Fikirlerinizle var olun sevgili okurlar, düşüncelerinizle var olun. Sevgiyle kalın.

İçeriği Beğendin mi?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SUNAY AKIN’IN “NASILSIN?” SORUSUNA VERDİĞİ ENTERESAN CEVAP