YARALI KADIN / NİLGÜN MARMARA


N“Hayatın Neresinden Dönülse Kârdır”

 

 

Başta ki cümle ne kadar haklı ve bir o kadar da acı bir cümle değil mi?

 

Tarih 13 Şubat 1958… İstanbul’da dünyaya gelmişti kalbi dünyayla yaralı kadın Nilgün Marmara. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji’nde okuduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü okuyarak eğitim hayatını tamamlamıştı.

O dönemler de “Başka bir seçenek var mı ki?” diye sormadığı, nedenini bile sorgulamadığı fırının gazını açarak fırına başını sokup intihar eden şair Sylvia Plath üzerine incelemeler yapmış ve onun hakkında bir tez yazmıştı. Sylvia Plath’ın düşüncesi, yaşamı ve hayata bakışı Nilgün Marmara’yı derinden etkilemiş ve o artık hayata farklı bir pencereden bakmaya başlamıştı. Tezinin bir bölümünde Sylvia Plath hakkında böyle bahsetmişti;

 

“Plath’ın narin, incinebilir ruhani varlığı ve her şeyin sürekli kirlenişinin iç karartıcı bir şekilde farkında oluşu, onu ölüme sürüklemiştir. Kadınların toplumsal bir hastalığın sonucu olan perişanlığının kurbanı olmuştur. Karmaşık düşünce yapısının yol açtığı gerilimin niteliği çözümsüzlük doğururken, yaşamının gerilimi sonsuza akar…

Şiirlerini köşkünün tamiratı sırasında konan tuğlalar, intiharınıysa tam bir başarısızlık olan bu evin tamamen yıkılması olarak görebiliriz…”

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken arkadaşlarıyla beraber derse girmediği zamanlar da oturdukları merdivene “Umutsuzlar Merdiveni” adını takmıştı Nilgün Marmara. Nilgün Marmara şiirler yazıyordu ve şiir hayatına “Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım…” diyerek başlamıştı. Her bir şiirine ölümün kokusunu inceden sıkıyordu. İnsanlara sesleniyordu, belki de en çok dünyaya kızıyordu. “Mezar” adlı şiirinde kaleminden şunlar süzülmüştü:

 

“Tükenirdi monolog

Kaçarken içine düştüğüm kara toplum

Big bang sonrası büyük yalnızlık bilinmeyeni

Saçlarında titreyen iblisler karartırken güneşi

Üstüste gömülürken

Saydam yaşamlar

Bir yankı duyulurdu hiç’likten

Bütün yalnızlıklarınızın ilenci

Korusun çoğulluklarınızı

Cinnet koyun erdemin adını

Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın

Hepiniz mezarısınız kendinizin…”

 

Ah Nilgün Marmara… Cemal Süreya’nın çılgın Zelda’sı, bizim felsefemize işleyen şiirlerin mimarı…

 

Endüstri Mühendisi Kağan Önal ile evlenen Nilgün Marmara, kocasının işi nedeniyle Libya’ya taşınmıştı. Fakat gün geçtikçe Nilgün’ün ruhu boğuluyor, adeta bedenine sığmıyordu. Psikolojisi alt üst olmuş ve o zamanlar da kendine “manik depresyon” teşhisi konmuştu. Sürekli psikologlara gidiyor ve onların hepsi de Nilgün Marmara’ya okumaya, yazmaya ara vermesini söylüyorlardı. Ama Nilgün ne okumaktan vazgeçti ne de yazmaktan. İkisinin yanına bir de alkolü eklemişti, sıkıldıkça bunlara daha fazla sarılıyordu. Ruhunu çığlıklara bulayıp gitmesine belki de az kalmıştı.

 

Ve tarih 13 Ekim 1987…

Acının, bir vazgeçişin tarihiydi bu. Daha 29 yaşında genç bir kadındı Nilgün Marmara. Bedenini boğan ruhuna daha fazla dayanamadı ve kendi evinin balkonundan aşağıya bıraktı. Ardından şiirlerini, sevenleri bırakırken aslında bir de not bırakmıştı;

“Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim; arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim.”

 

Bu not o acı günün en dramatik habercisiydi. Evet, Nilgün gitmişti hem de dünyaya kırgın ve yaralı olarak. Acaba Sylvia Plath hakkında tez yazarken intiharı düşünmüş müydü? Bu sadece bir soru olarak kalacak…

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YARALI KADIN / NİLGÜN MARMARA