20. Yüzyılda Yurt Genelinde Yas ilan Edilen Erzincan Depremi’nin Bilinmeyen Hikayesi


Kışın ortasında, bembeyaz karlar ile beraber yüreklere çığ gibi düşen 7.9 şiddetinde ki Erzincan Depremi, 32 bin 962 kişinin ölmesi ve 100 bin kişinin yaralanması ile yurt genelinde yas ilan edilerek Türkiye’de 20. yüzyılda yaşanan en büyük deprem olarak kayıtlara geçmiştir.  27 Aralık 1939 tarihinde yaşanan bu deprem kış mevsimi dolayısıyla Erzincan‘ın soğuk ve sert günlerinde yardım konvoylarının 2-3 gün içinde depremden sonra enkazda kalan, yardıma muhtaç kişilere ulaşmasına sebep olmuştur. Nazım Hikmet’in felakete yol açan Erzincan Depremi sonrası yazdığı bir şiir vardır. Yaşanan bu en acı doğal felaket bütün şehri yok etmiş ancak insanlığın yeniden doğmasına, var olmasına vesile olmuştur. Nasıl mı ?

1- 27 Aralık 1939’da yaşanan deprem sonucu bir çok can kaybı yaşanır ve yaralıların tedavi edilmesi zorlaşarak gelen yardımlar kış mevsimi dolayısıyla yetersiz kalır.

Erzincan Depremi

2-Döneminde gazetelere ”Bir dakika içinde mezarlığa dönen şehir : Erzincan” diye manşet olmuş, şehir haritadan silinecek kadar ağır can ve mal kaybı vererek geçmişin acılı tarihine ismini yazdırmıştır.

Erzincan Depremi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3- Şehirde sağlam bina kalmadığı için hapishanenin duvarları da yıkılır ve bütün mahkumlar serbest kalır.

Erzincan Depremi

4- İçlerinde hırsız, katil, gaspçı ve birçok suçlu bulunduran hapishane artık yoktur ama bütün suçlular serbest kalmalarına rağmen hiçbiri kaçmaya çalışmaz.

Erzincan Depremi

5- Döneminin Erzincan Cumhuriyet Savcısı İzzet AKÇAL, bütün mahkumları bir araya toplar ve şu konuşmayı yapar :Sizi şimdi kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakacağım. Aranızda civar köylerden olanlar varsa iki günlüğüne köylerine gidip, ailelerini görebilirler. Ancak bir koşulum var; hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışacaksınız. İşimiz bitince cezaevine döneceksiniz” 

Erzincan Depremi

6- Mahkumlar, her sabah yaralılara yardım etmek için çıkmış ve her akşam geri dönmüşlerdir. Sayım yapılmasına rağmen hiçbir mahkum kaçmamış ve  büyük bir fedakarlık örneği olarak yaklaşık 1000 kişinin hayatını kurtarmışlardır.

Erzincan Depremi

7- Cumhurbaşkanı İsmet İnönü deprem bölgesine gelmek için özel bir trene biner. O sırada Erzincan’ın civar köylerinde trene binmek isteyen bir mahkumu muhafızlar durdurmaya çalışır ancak kargaşa ortamı çıktığı için İnönü, olaya bakmak için gelir. Mahkum İnönü’ye eğilerek şunu der :Efendim, ben Savcı Bey’e kaçmama sözü verdim. Erzincan’a dönüp, kurtarma çalışmalarına katılmak istiyorum. Beni de trene alın”  İnönü, bu olaydan çok etkilenir ve mahkumu trene alır.

Erzincan Depremi

8-Mahkumların bu güvenilir ve özverili çalışmasından dolayı TBMM’ye bir kanun teklifi gönderilir. Bu kanun, mahkumların affı için yazılmıştır. TBMM’de geçen görüşmeler sırasında Erzincan Milletvekili Abdükhak Fırat: ”Biliyorsunuz ki, bu insanlar hakikaten hayatlarında bazı günahlar işlemiş, hatta can acıtmışlardır, fakat buna mukabil yüzlerce can kurtarmak suretiyle yararlıklar ve fedakârlıklar, ahlâkî birçok vasıflar da göstermişlerdir” demiştir.

Erzincan Depremi

9- 26 Nisan 1940 tarihinde bu özel af kanunu yürürlüğe girerek resmi gazetede yayımlanır. Bu af kanununda adam öldürme, hırsızlık, gasp, kaçakçılık gibi suçları bulunan 241 mahkum affedilir. Bu olay tarihimizde çok bilinmese de bilenler için çok güzel bir umut kaynağı olmuş ve ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın her zaman en derinlerde insanlık tohumlarımız varlığını bize kanıtlamıştır. Marifet onları sulayıp büyütmekte… Bu olay bize insanlık anlamında büyük bir ders olarak kalmıştır ve her kağıdın kirlenmeden önce beyaz olduğunu göstermiştir.

Nazım HİKMET’in Erzincan Depremi ile ilgili yazdığı şiir ;

KARA HABER

Erzincan’da bir kuş var
Kanadında gümüş yok.
Gitti yarim gelmedi
gayrı bunda bir iş yok.
Oy, dağlar, dağlar, dağlar…
Aldı ellerine kanlı başını
karın ortasında Erzincan ağlar…
O ağlamasında kimler ağlasın…

Kar yağar lapa lapa
tipidir gelir geçer…
Yan yana sırt üstü yatan ölüler

akşam olur tandıramaz
ateşini yandıramaz
Gün ağarır, şafak söker
kimsecikler gitmez suya.
Ezilmiş başlarıyla ölüler
vardılar uyanılmaz uykuya.
Ses edip geceye beyaz taşından
kışlanın saati çaldı ikiyi.
Ne çabuk, lahzada bitti yaşamak.
Kimisi altı aylık,
kiminin sakalı ak,
kimi on üç, on dört yaşında;
kimi yola gidecek,
kimisi mektup bekler

yan yana sırtüstü yatan ölüler…

Yayıkta yağ vardı, dövülemedi,
akpeynir torbaya koyulamadı,
hasret gitti ölüler
dünyaya doyulamadı…
Uyanıp kaçamadılar,
kuş olup uçamadılar,
açıldı kuyular kimse inemez.
Erzincan Beygiri rahvandır amma
ölüler ata binemez

yan yana sırtüstü yatan ölüler…

Nazım HİKMET

İçeriği Beğendin mi?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

20. Yüzyılda Yurt Genelinde Yas ilan Edilen Erzincan Depremi’nin Bilinmeyen Hikayesi