Keaton ile Pattinson Batman’ı Arasındaki Farklar


Hem Keaton hem de Pattinson ne kadar farklı olsalar da ortak oldukları bir nokta vardı: hayranlara benzersiz bir Batman sunuyorlardı.

 

Matt Reeves yönetmenliğindeki Batman filmi Robert Pattinson’ı “dünyanın en kötü vampiri” noktasından “dedektif yarasa adam” rolüne taşıdı. Eleştirmenlerce de beğenilen film Wonder Woman’ın ilk filmiyle birlikte DC’nin son dönemdeki en iyi işi olarak gösterildi. Öyle ki filmin devamının çekileceği de duyuruldu. Yine de Batman olmak kolay değil. Live action olarak sinemaya defalarca uyarlanan Batman’in sert bir rekabet ortamı var. Listede Keaton, Christian Bale, Ben Affeck, Lewis Wilson, Robert Lowery, Adam West, Van Kilmer vb. varken Batman rolünü hakkıyla canlandırmak, eleştirmenler ve hayranlardan tam not almak kesinlikle kolay bir iş değil. Pattinson buna rağmen işin altından kalkmayı bildi.

 

Batman’e hayat veren kabarık usta oyuncu listesine rağmen bu yazının Michael Keaton ile Robert Pattinson Batman’lerinin karşılıklı incelenmesi. İki karakterin benzerlikleri bol olsa da farklılıkları da çok. Aslında Pattinson Batman’i diğer live action Batman’lerden fazlasıyla farklı bir karakterdi. Her iki Batman de depresif, karanlık ve sessizdi. Sözü daha fazla uzatmadan hemen listeye geçiyorum.

 

10- Yarasa Kostümü

Herhangi bir Batman filmi duyurulduğunda daha film vizyona girmeden önce bu sefer Batman kostümünün nasıl görüneceği üzerine tartışmalar başlar. Kahramanın hayranları bu konuda daima heyecanlıdır. İki filmin de yönetmenleri olan Tim Burton’ın ve Matt Reeves’in tasarlattıkları kostümler, kahramanın kostümüne farklı yaklaşımlar sunuyor.

 

Pattinson belki de bugüne kadarki en işlevsel Batman kostümünü giyiyor olabilir. Pratik yaklaşımı ve içindekine verdiği hareket özgürlüğü ile diğer kostümlerden ayrı bir yerde duruyor. Filmin genel atmosferine ve bu film için özellikle yazılmış genç Batman’e tamamıyla uyumlu görünüyor. Bu da onu muhtemelen en iyi kostümlerden birisi hâline getirmiş. Michael Keaton’ın kostümü ise göğsünde yer alan sarı yarasa sembolüyle ve kaba duruşuyla ikonik olduğu kadar serttir. En azından Pattinson’ın kostümünden daha sert.

 

9-Batmobil

Hayranların film vizyona girmeden önce merak ettiği ikinci sıradaki en önemli tartışma konusu Batmobil’dir. Batmobil zengin, donanımlı yapısıyla Batman’in en önemli ekipmanı olarak filmlerde ya da animasyonlarda yer alır. Keaton ve Pattinson kahramanları arasındaki en bariz fark Batmobil gösterilebilir.

 

Keaton’ın Batmobil’i stilize ve klasiktir. Batman hayranlarının onu unutabileceğini düşünmüyorum. Görünümü ve üstüne eklenmiş ekipmanlarıyla Tim Burton filmlerinin atmosferine birebir uyar. Pattinson’ın arabası ise tıpkı kostümünde olduğu gibi işlevsellik ön planda tutularak tasarlanmıştır. Kısmen görkemli kısmen de soluk bir araç olan bu Batmobil, tıpkı sahibi gibi son derece belalıdır. Kısaca her iki Batmobil aracı da filmlerin havasına son derece uyumlu, karakteriyle örtüşmüştür. Bu da iki aracı da en iyi Batmobil’ler arasına sokar. Sonuçta Batmobil karakterlerin kişisel tercihlerinin bir sonucu ve filmde görünen karakterin yapısıyla da alakalı.

 

8-Hikâye

 

Batman’in kökeni, 1989 yapımı Batman filmi de dâhil olmak üzere gerek sinemada gerek animasyon filmi olarak pek çok kez anlatıldı. O kadar çok anlatıldı ki belki de Örümcek Adam ve Süpermen ile birlikte en çok bilinen köken hikâyesi sayılabilir.

 

Yeni Batman filmi ise bu başlangıç hikâyesini bir kere daha anlatıp seyirciyi sıkmak istememiş. Tabii ki haklı bir seçim. Oysa işlerin bugünden farklı olduğu 1989 yılında bu hikâye bir kez daha anlatılmış. Keaton Batman’inin tek farkı bu da değil, onun ebeveynleri Joker tarafından öldürülüyor. Özgün hikâyede ve Pattinson Batman’inin hikâyesinde ise katilin adı belirsiz. Kim olduğu bilinmeyen katil sadece gasp için ailenin yolunu kesmişti. Keaton’ın Batman’i yaşı ilerlemiş, olgun bir karakter olarak olayı unutmadan uzun zaman önce kabullenmiş. Hayatına devam etme yoluna gitmiş ama Pattinson Batman’i daha genç bir Batman olarak bu meseleyi henüz aşamamış. Bu da onu neredeyse tükenme noktasına getiriyor.

 

7-Alfred ile İlişkisi

Batman filminde, Pattinson’ın oynadığı, Alfred ile Bruce arasında gerilim hiç eksik olmaz. Genç Wayne, uşağıyla pek anlaşamaz ve ona birçok konuda çıkışır. İkisi de henüz işleri nasıl yürüteceklerini kestiremediklerinden acemilikleri vardır.

 

Keaton’ın Batman’i ise Alfred ile olan ilişkisinde klasik ve klişeye bağlıdır. Sadık uşak her zaman efendisine yardımcı olur ve gözetir. Hatta yer yer ona bakıcılık eder. Bu ilişkide gerilim yoktur, her şey yerli yerine oturmuş ve herkes rolünü benimsemiştir. Serkis ve Pattinson arasındaki ilişki dinamiği umarız ki ikinci filmde daha iyi fark edilir ve yansıtılır.

 

6-Komiser Gordon ile İlişkisi

Son filmde Batman ve Komiser Gordon ikilisi Bilmececi’yi alt etmeye çalışırlar. Filmde görüldüğü kısa süreye rağmen izlemesi zevkli ve eğlenceli bir dinamiğe sahipti.

 

Keaton’ın Batman’i ise Pat Hingle tarafından canlandırılan Gordon ile pek temas hâlinde değildir. Nadiren görüşür ve birbirlerine arkadaş canlısı yaklaşımları vardır. Ancak takım da değillerdir. Birbirlerine yardım ederler ama davayı çözerken ikisi de diğerinin yoluna çıkmaktan kaçınır. Son filmdeki Batman-Gordon ikilisinin arasındaki derinlik ve gerilimli ilişki Keaton’ın Batman’i ile Gordon arasında yoktur.

 

5-Öldürmeme Kuralı ve Saldırganlığı

 

Batman’i Batman yapan öldürmeme kuralıdır. O öldürmez, cezalandırıcı değildir. Sadece yakalar ve mahkemenin adaletine temsil eder. Eğer kaçacak olursa da yeniden yakalar ve bu böylece devam eder. Çünkü Batman bilir ki bir kere öldürmeye başladığında Gotham’da durdurmaya yemin ettiği canavarlardan birine dönüşmesi zor olmayacaktır. Öldürmeme kuralı işte bunu engeller.

 

Çizgi roman evreninde bu kural bilinir ancak sinematik dünyada her film kurala riayet etmez. Hatta Keaton’ın Batman’i en çok ihlal edenlerden birisidir. Pattinson’ın Batman’i ise aşırı derecede öfkeli, her yeri yakıp yıkıyor, insanları delicesine yumrukluyor ve kemik kıracak kadar agresif bir yapıya sahip ama kesinlikle karşısındakini hayatta tutuyor. Filmle ilgili belli başlı tartışmalara rağmen filmde öldürmeme kuralının aşılmadığı biliniyor. Özellikle  Keaton’ın Batman’in ise bundan yoksundu.

 

4-Deneyim

 

İşte aralarındaki kayda değer farklardan birisi de buydu: Deneyim. Pattinson’ın Batman’i henüz iki yıldır yarasa kostümünü giyen çaylak bir dedektifti. Çaylak dedektif olarak yolun daha çok başında ve öğrenmesi gereken çok şey var.

 

Batman Başlıyor filminde Christian Bale’in Batman’i hariç tüm diğer live action Batman karakterinden ayrıldığı esas nokta da burasıdır. Keaton zaten oyuncu olarak da iki Batman filmiyle oldukça tecrübeli bir Batman rolü çıkarıyor. Sondan bir önceki Batman olan Ben Affleck ise daha yaşlı bir Batman rolünü oynadı. Pattinson’ın ise Batman rolünde ne kadar tecrübe kazanacağını zamanla göreceğiz ama anlaşılan fazla beklemeyeceğiz. Çünkü ben daha bu yazıyı yazarken yeni Batman filminin çekileceği duyuruldu. Şimdiden hayırlı olsun.

 

3-Bruce Wayne Faktörü

 

Son filmde, filmin adına yaraşır şekilde filmde Batman vardı ama Bruce Wayne yoktu. Pattinson’ın hayat verdiği Batman rolünün en belirgin ve diğer Batman rollerinden onunkini ayıran özellik bu olabilir. Batman ve Bruce kimliklerinin arasındaki sınır çizgi kesinlikle yok. İki kimliği de tek kimlikte erimiş gibi görünüyor. Bunu şöyle açıklayabilirim: diğer filmlerde Bruce Wayne kimliği karakterin asıl kimliği olarak var olur. Yine de Wayne zamanının çoğunluğunu Batman olarak geçirir. Onun yanında hobi olarak Bruce Wayne’dir. Pattinson ise tamamen Batman’di. Zengin işadamı Bruce Wayne değildi.

 

Keaton ise sosyal hayatında neşeli bir milyader olarak var olabiliyordu. Bale’in üç kişilikli Batman’inden sonra suçla savaşan tarafından ayrı bir hayata sahip olabilmişti. Pattinson bu bakımdan görkemli yarasa mağarasında inzivaya çekilmiş, sosyal sorunları olan bir emoya benziyor. Sosyal etkinliklere asla katılmıyor ve tek maskesi Batman’dir.

 

2-Dedektif Becerileri

 

Geldik Pattinson’ın temel taşına: dedektiflik. Pattinson’ın Batman’i tamamen dedektifti. Bir süper kahramandan ya da deli parası olup suçla savaşan, süper gücü zenginlik olan bir milyarderin ötesinde dedektif becerileriyle şov yaptı. Suç mahallindeki bilmeceleri çözüp delilleri toplayıp yapbozun parçalarını sabırla birleştirerek  Bilmececi’yi yakalamaya çalışıyordu.

 

Bale’in hayat verdiği Batman’de de dedektiflik unsurları vardı ama Pattinson kadar ön planda değildi. Keaton’ın ise yok denecek kadar azdı. Burada filmleri ya da karakterlerin yapısını eleştirmiyorum. Her biri fazlasıyla harika ve muhteşemler. Ancak Batman çizgi romanlarında yarasanın öne çıkan dedektiflik özelliğini bu kadar göz önüne koyabilmiş başka bir Batman live action’ı olmadığı da bir gerçek.

 

1-Öfkeli Adamın Öfkesi

 

Batman hiçbir zaman etrafına gülücükler saçan, neşeli bir adam olmadı. O daima depresifti. Keaton’ın Batman’i de bu tipe uygun olarak depresif, içsel olarak huzursuz ve karmaşık, duygusal olarak da derindi. Pattinson’ın kaygısı ve depresifliği ise daha önceki filmlerde hiç görülmemiş türden, Nirvanavâri bir psikolojik karanlıktı.

 

Genç Batman bu endişeli karamsar havadan çıkmayacak gibi görünüyor. Oysa Keaton çoğu zaman duygularının öz denetimine muktedirdi. Keaton’ın Batman’i yer yer derinden gelen yakıcı öfke patlamalarına kapıldı. Ancak bu öfke, Pattinson’ın Batman’inin siyah göz farından, güneş ışığından duyduğu rahatsızlıktan ve bu rahatsızlığa bağlı olarak sürekli taktığı güneş gözlüklerinden, Batman olma takıntısıyla asıl kimliği Bruce Wayne’i unutuşuna kadar giden emo çocuk öfkesinden çok farklıdır.

 

 

 

 

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Keaton ile Pattinson Batman’ı Arasındaki Farklar