HAZİRAN DA DÜŞEN YAPRAKLAR


Aylardan Haziran ve neredeyse her güne bir acı kayıtlı.

“Haziran da ölmek zor” demiş şair Hasan Hüseyin Korkmazgil. Gerçekten de öyle, belki de edebiyatımızdan en çok güneş bu ay da batmıştı. 2 Haziran da başlamıştı her şey; önce Orhan Kemal ve ardından Ahmet Arif.

“Hayat, herkesin katıldığı başsız sonsuz bir koşudur. Bacakları kuvvetli, soluğu bol olan kazanır.” diyerek kendince hayatı tanımlamıştı Orhan Kemal. Ahmet Arif;

“Vurun ulan, vurun, ben kolay ölmem.” diyerek kalbimizde ki yerini almış ve adeta bizim için ölümsüz olmuştu.

Takvim yaprağı bir kez daha düştü ve 3 Haziran’ı gösterdi. Mavi gözlü devimiz, güzel yüzlü şairimiz Nazım Hikmet’imiz bize veda etti. “Veda” adlı şiirinde böyle sesleniyordu;

“Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın!
Sizi canımda
canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.”

Piraye’ye olan aşkıyla, Vera’ya olan sevdasıyla belki de aşk şiirlerinin en güzeli Nazım Hikmet’e aitti. Teker teker düşen takvim yaprakları 4 Haziran da Ahmet Haşim’i almıştı bizden. Ona göre şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıydı. Takvimler 10 Haziran’ı gösterdiğinde “Kadın Yazarların Annesi” olarak anılan Halide Nusret Zorlutuna bir yıldız gibi kayıp gitti edebiyatımızdan. “İnsanlar” adlı şiirinde insana sevgisini böyle anlatmıştı;

“Seviyorum insanları zaman zaman
Bakıyorum yüreği güneş dolu alnı ak
Biri var;
Ne dilinde iğne ne avucunda taşlar
Ne gözlerinde yalan
Gerçekten insan!
Gülüşleri gözyaşları sıcak
Canımdan yakın, yıldızdan uzak
Biri var… böyle biri var
Ne güzel bu inanış, bu kutlu an!
Seviyorum insanları ben her zaman.”

Aradan zaman geçmişti ve edebiyat dünyasında 15 Haziran da bir güneş daha batmıştı. Onun adı Peyami Safa’ydı. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı eserinin İlk Lokma kısmına;

“Halbuki mesele çok basit;

İnsan hastalanır ve ölür.” diye yazmıştı. Ona göre ölüm bu kadar basitti işte.

20 Haziran da Cahit Külebi asıl adıyla Mahmut Cahit Külebi hayatını kaybetmişti. “Ölümlü İnsanlar İçin” adlı yazdığı şiirini; “Hepiniz öleceksiniz!” diye başlayıp, “Yavaş yavaş çürüyeceksiniz” diye bitiriyordu. Ölümün en keskin ve gerçekçi yanlarını ortaya koymuştu. Bir 27 Haziran günü Ahmet Muhip Dıranas ardından güzel eserler bırakarak bize veda etti. Komşusu Fahriye Abla’ya yazdığı şiiriyle en güzel komşuluk örneğini sergilemişti bizlere.

“Gün batıyor, gün batıyor,
Veda etsem hepinize.
Ufuk kanlı bir denize
Dönüyor, sizi bıraksam.

Gün batıyor, gün batıyor,
Evimi, eşyamı, paramı
Nem varsa yaksam ve bir an
Kaybetsem kara bir duman
Arkasında hafızamı,

Koşsam, koşsam, koşsam, koşsam…”

Ayrılış adlı şiirinde böyle demişti Ahmet Muhip Dıranas, bir veda eder gibiydi sözleri.

Belki de edebiyat dünyasının en acı ayı sayılırdı Haziran.  Bizler de hayatımıza anlam katan eserleriyle kalbimizde ki yerini ilmik ilmik dokuyan, hafızamıza işlenmiş olan haziran da düşen yapraklarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz.

İçeriği Beğendin mi?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

HAZİRAN DA DÜŞEN YAPRAKLAR