BİR VATAN ŞAİRİ MEHMET AKİF


Çocukluğu Osmanlı Devleti’nin “hasta adam” olarak nitelendirildiği döneme denk gelen İstiklal şairimiz Mehmet Akif ERSOY, çok yaramaz ve hareketli bir çocukluk dönemi geçirir. Babası onu henüz dört yaşındayken bazı ekonomik sebeplerden dolayı mahalle mektebine yazdırır. 

1895 senesinde ilk eseri olan yedi beyitli “Kurana Hitap” Servet-i Fünun gazetesinde yayınlanır. İşte Mehmet Akif ERSOY’un ilk eseri “Kurana Hitap”;

Mehmet Akif ERSOY’un olgunlaşmasında babasının katkısı büyüktür. Babasından Arapça’yı, bir çok dili ve dine ait eserleri öğrenen milli şairimiz Fatih Camii’sinde Acemce ve Kur ‘an eğitimi de alır. Babasının vefatından sonra mektebi bırakmak zorunda kalan Mehmet Akif’in tam bu sırada şans yüzüne güler ve Halkalı’da ki sivil baytar mektebine yatılı talebe olarak yazılır. Bu dönem de baytar İbrahim Bey’den Fransızca eğitimi alan Mehmet Akif, “Benim sebebi hayatım odur.” diyerek İbrahim Bey’i saygıyla anar. Mektepten birinci olarak mezun olan şairimiz “Orman ve Maadin ve Ziraat Nezare Baytar Müfettiş Muavini” olarak iş hayatına başlar. 

“İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de;
Bir ibret aranmaz mı ayetlerde ?

Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına
Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne teze mezara okunmak, ne fal bakmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne duvarlara asılmak, ne el sürülmemek için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tezhip, ne sülüs, ne hat yazmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tapınak, ne nutuk, ne vaaz dini için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne erkeği yüceltmek, ne kadını aşağılamak için
Ne Araba paye vermek, ne Acemi hor görmek için”

Mesleğinden çok şairliğiyle tanınmaya başlayan Mehmet Akif ERSOY, bir dönem Osmanlı Edebiyatı hocalığı da yapar. Çok iyi bir insan olan şairimiz aynı zaman da duygusal, hassas, dost canlısı ve çok vatansever bir kişiliğe sahiptir. Şair olmasının yanı sıra bir profesör, bir edebiyatçı, bir vatansever ve bir eğitimcidir. Güreşmeyi çok seven şairimiz Çatalca’ da güreşirdi. Aynı zaman da çok iyi bir yüzücüydü, boğazı birkaç kez yüzerek geçtiği söylenir. İnsanları çok seven şairimiz gençlerin okumasını ve öğrenmesini çok isterdi. Batı ilmine hayranlık duyardı. 

Ulusal marşımızın seçileceği yarışmaya o zamanın parasıyla 500 lira ödülü olduğu için katılmaz. Üstelik 600 lira borcu varken… O zamanlar da yarışmaya 724 tane şiir yollanır, kurulan komisyon hepsini tek tek inceler. Ancak bunlar yeterli olmaz. Sonunda Mustafa Kemal ATATÜRK’ün isteği ve yakın arkadaşı Hamdullah Suphi Bey’in ona para ödülünün kaldırıldığını söylemesi üzerine yarışmaya ikna olur. İki gün de yazdığı 10 kıtalık şiirin “Ben ezelden beridir hür yaşa­dım hür yaşarım” mısrasını kağıt bulamayınca kurşun kalemiyle yatağının sağında ki duvara yazar. Şiirini imzasız bir şekilde yarışmaya gönderir. Yarışma da seçilen 7 şiir askerlere okutularak sonunda Mehmet Akif ERSOY’un “İstiklal Marşı” şiiri seçilir. TBMM’nin 12 Mart 1921 günlü oturumunda bir kez daha okunur, oylanır ve kabul edilmesinin ardından bir kez daha ayakta okunur ve dinlenir. Mehmet Akif ERSOY, yarışmadan kazandığı 500 lirayı cephaneye kıyafet diken, kadınlara ve çocuklara iş öğreten bir vakfa bağışladı. Mehmet Akif, şiiri “Kahraman Ordumuza” adar, hiçbir kitabına almaz.

Mehmet Akif’in şiirleri anlatıya ve öğüde dayanır. “Safahat” adlı 7 kitaptan oluşan eseri meşhurdur. Safahat’ın ikinci kitabını oluşturan “Süleymaniye Kürsüsünde” meşrutiyet yıllarında ki durumu böyle eleştirir;

“Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!
Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlanacak…
– Yaşasın!
– Kim yaşasın?
– Ömrü olan.
– Şak! Şak! Şak!
Ne devâirde hükûmet, ne ahâlîde bir iş!
Ne sanâyi’ , ne maârif , ne alış var, ne veriş.”

Şairimiz şiir yazmasının yanı sıra nesir türünde de eserler verir. Tefsirler, vaazlar, makaleler, tercümeler ve mektuplar da yazar. 

Bu dönemler de konuşulan konulardan biri de Mehmet Akif ERSOY ve Tevfik FİKRET arasında ki polemik olmuştur. Polemiğin çıkış nedeni; Mehmet Akif ERSOY’un “Süleymaniye Kürsüsün­den” adlı eserinde Tevfik FİKRET için Protestanlara ait olan Robert Koleji’nde çalışmasına atıfta bulunarak;

“Serseri: hiçbirinin mesleği yok, meşrebi yok;Feylosof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok!Şimdi Allah’a söver… sonra biraz bol para ver:Hiç utanmaz; protestanlara zangoçluk eder!”

Buna karşılık olarak Tevfik FİKRET, Mehmet Akif ERSOY’a böyle seslenir;

“Her kanat bir melek eyler ikrâr. Enbiyâdan yaşarım müstağnîBir örümcek götürür Hakk’a beni.…Dîn-i hak bence bugün dîn-i hayât; Sen ne dersin buna hey Molla Sırât?”

Mehmet Akif ERSOY, Tevfik FIKRET’e hitaben yazdığı şiirleri kitabında yayımlamaz. 

1920 ve 1923 yılları arasında vekil olarak 1. TBMM’de yer alır. Meclis kayıtlarına ise “Burdur milletvekili ve İslam şairi” olarak geçer. Verdiği vaazlarda sürekli olarak halkı düşmana karşı direnişe çağırır ve bu vaazları yazı olarak bastırılıp dağıtılırdı.

Yazlarını İstanbul’da, kışlarını ise Mısır’da geçiren Mehmet Akif ERSOY, siroz hastalığına yakalanır. 17 Haziran 1936’da İstanbul’a döner ve 27 Aralık 1936 tarihinde Beyoğlu’nda ki Mısır Apartmanı’nda hayatını kaybeder. 

Saygı ve rahmetle…

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BİR VATAN ŞAİRİ MEHMET AKİF